İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye ile Emevi Camii arasında Moskova varmış!

İçimiz yandı. 34 şehit haberi zaten kaçmış olan keyfimizi, daha da kaçırdı demek yanlış olur, hepimizi kedere boğdu.

Adı uluslararası hukuk gerekçeleri ile savaş olarak konulamayan durum fiili olarak bir savaş hali. Önce ÖSO, sonra Suriye Milli Ordusu, bir ara ılımlı muhalifler, adına ne dersek diyelim, bizim için savaşanlar, diğer ifadesi ile vekalet savaşında vekil tayin ettiklerimiz, rejim ve Rusya açısından terörist unsurlar. Sonuçta yitirdiğimiz canlar…

Kendinizi hiç yiten canların anne babalarının yerine koydunuz mu? Evlat acısı nedir bilir misiniz? Ben farklı şekilde öğrendim. 13 yaşındayken menenjit geçirdiği için kaybettiğimiz ağabeyimin ardından annemin ve babamın hüznünü 4 yaşındayken tattım ve hala aynı travmayı ara sıra hatırlar ve yaşarım.

İdlib bundan sonra rejim ordusu için cehenneme dönse ne olur, giden canlar geri gelecek mi?

Evet doğru, Türkiye’nin topraklarında barındırdığı 4 milyon göçmene (mülteci demiyoruz, çünkü mülteci olarak kabul ettiğinizde uluslararası hukuk çerçevesinde başka bir statüden bahsederiz) ek bir 4 milyon göçmene daha tahammül kalmadı. İdlib’de verilen mücadelenin bize göre meşru gerekçesi bu. Peki NATO antlaşmasının 5’inci maddesini çalıştırmak için diğer NATO ortaklarını ikna edebilecek miyiz? Kendimiz de pek ikna olmadık anlaşılan, o yüzden acil istişare mekanizmasını öngören 4’üncü maddeden hareket ettik. Bekleyip göreceğiz.

Kendinizi hiç göçmen yerine koydunuz mu? Evini barkını terk etmiş, sonunun ne olacağını kestiremediği bir macera uğruna sınır kapılarına yığılmış, açlık ve soğuk ile karşı karşıya, tam bir insanlık trajedisinin merkezinde…

Evet doğru, AB nankör, AB kendi çıkarından başka bir şey düşünmez. Peki Yunanistan ve Bulgaristan’ın sınır kapılarını açacağını düşünüyor musunuz? İçinde çocukların olduğu göçmen botlarını batırmaya çalışan mantığın ufacık bir acıma duygusu taşıdığına inanıyor musunuz?

Bütün bu manzaranın ekonomimize etkisinin ne olacağının farkında mıyız?

Corona virüsü yüzünden doğu kapılarımızın neredeyse tamamı, savaşa bağlı nedenlerle güney kapılarımızın tamamı kapalıyken, Batı’ya açılan kapılarımızın da -şu an için yavaş işlese de açık- kapanma riski taşıdığını ve bu risk gerçekleşirse kendimizi dünyanın bütününden tecrit etme noktasına yaklaştığımızı anlayabiliyor muyuz? Atılan her merminin faturasının ekonomimize yansıması ile ilgili bir düşüncemiz var mı? Evet doğru hiçbir maddi değer yitirdiğimiz canlardan ya da yitirme riski taşıyan canlardan daha kıymetli olamaz. Ama şu anda yaşadığımız koşulları bile iç politikaya havale etmeye çalışan ve ekonominin düzeleceğine inanan zihniyetlere ne demeli.

Peki buraya nereden geldik? Her şey Emevi Camii’nde namaz kılacağız sözü ile başlamamış mıydı? Türkiye ile Emevi Camii arasında Moskova’nın olduğunun öğrenilmesi için bu kadar acı bedeller mi ödemeliydik?

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »