İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yeni yılda çalışma hayatına yeni bakış açıları

Çalışma hayatımın 45’inci yılına adım attığım şu günlerde, 2018’den 1973’e geriye doğru değişik bir açıdan baktığımda, yaşanan birçok birbirinden güzel olayla birlikte, hemen hemen hiç ama hiç değişmeyen bazı yönetim anlayışlarını, özellikle iş hayatına yeni atılmaya hazırlanan genç kardeşlerim için bir ön hazırlık olarak, moral deformasyonlarını biraz olsun önleyebilmek adına sizlerle paylaşmak istiyorum. 

İş yaşantısına yeni başladığınızda genellikle yöneticilerinizden duyacağınız sözlerin; “Sen, önce dediğimi yap, gerisine karışma” , “Durduk yere İcat çıkarma” , “Eski köye, yeni adet getirme”, “Haddini aşma. Otur oturduğun yerde” şeklinde olabileceği birçok kez kulağınıza gelmiştir.

Buna karşılık kendini gösterme ve kariyer yapma düşüncesinde olan arkadaşlarımızın da, bu çabaları karşısında, çevrelerinden aldıkları olumsuz tepkileri şöyle dile getirdiklerini görüyoruz;
öğrenmek istiyorsun, “Boş ver” diyorlar.

Merak ediyorsun, “Fazla merak iyi değildir” diyorlar. Değişim istiyorsun, “Özenti” diyorlar.

Gelişime yöneliyorsun, “Kasma” diyorlar.

Çevrendekilerle ilgileniyorsun, “Sana mı kaldı” diyorlar. Üzülüyorsun, “Bırak takma kafana” diyorlar.

Kızıyorsun, “Değmez sinirlenme” diyorlar.

Boş veriyorsun, “Amma gamsızsın” diyorlar.

Sert konuşuyorsun, “Muhatap olma” diyorlar.

Alttan alıyorsun, “Tepene çıkardın” diyorlar

Sakince susuyorsun, “Ne o havamı atıyorsun” diyorlar.

Bağırıyorsun, “Biraz sakin ol beyaaaaaa” diyorlar.

Akıllı ve doğru davranıyorsun, “Bu kadar da mantık fazla” diyorlar.

Çekip gidiyorsun, “Bırakıp kaçma mücadele et” diyorlar.

Mücadeleye başlıyorsun, “Yaaa olmuyor işte niye ısrar ediyorsun” diyorlar.

Tabii bu gibi serzenişlere sadece iş hayatında değil, sosyal yaşantımızda da birçok kez şahit oluyoruz ve de Gün Presiz ve Halil Seven’in belirttiği gibi, olmaya da devam edeceğiz.

Bu yazıda amacımın kesinlikle moral bozmak olmadığını çok iyi bildiğinizden emin olduğumdan
olaylara yaklaşım tarzları olarak da, fazlaca suya sabuna dokunmadan biraz yüksek bir sesle; “Ya ses çıkartmayacaksınız ya da bildiğinizi okuyacaksınız” demek istiyorum.

Ses çıkartmamak gibi bir davranış pek size göre değil diye düşündüğümden, hep bildiğinizi okumak yolunda da, çok bilinçli davranacağınızı hissediyorum.

Çalışma hayatınıza yeni bakış açıları katmak açısından, bireysel veya ortak olarak kendi işinizde veyahut çalışmaya başladığınız şirketlerde veya kurumlarda kariyer basamaklarını birer birer çıkarken, yukarıda bahsettiğim şaka yollu duyumlar çerçevesinde sizleri üst pozisyonlara doğru taşıyacak, ekip çalışmalarında başarılı olmanız için, bazı konulara da dikkat etmeniz gerekiyor ama önce kendinize ve de bugün itibariyle, yaşam çizginizin neresinde olduğunuza bakmanız önemli! Bugünden geçmişinize baktığınızda iş ve kariyer planlarınızda ki yapı taşlarınızın yerli yerinde olduğunu düşünüyorsanız zaten mesele yok.

Bireysel olarak çalışmalarınıza devam ederken çabalarınızın başarıya ulaşabilmesi için daha sonraki aşamalarda doğru kararlar alarak çalışma ve ekip arkadaşlarınızla birlikte, aynı yöne bakmanın ve aynı hedeflere yoğunlaşmanın, çok önemli olduğu da muhakkak.

Aslında dikkat ederseniz tüm yaşantımız, aldığımız kararlar ile şekilleniyor ve biz bu kararları genellikle 3 şekilde alıyoruz. Duygusal, mantıksal, sezgisel. (Bkz Dr. Özgür Bolat)

Rekabetin daima ön planda olduğu iş dünyamızda, kendimiz, ekibimiz, şirketimiz için gerekli bilgi ve deneyime sahip olduğumuzdan emin olarak, genellikle çalışma ortamlarında duygusal kararlara pek yer olmadığını, sezgisel kararlarında zaman zaman yere pek sağlam basmadığını, hepimizin çok iyi bildiğinden hareketle; çalışma planlarımızla ilgili öncelikli kararlarımızı, daima mantıksal açıdan değerlendirmek gerekiyor.

Çalışma hayatımız ve hedeflerimizle ilgili alacağımız bu mantıksal kararlar çerçevesinde;

– Amaç, hedef ve prensiplerimizin belirlenmesi,

– 5N1K ve mevcut değerler ve güçlü yanlarımızın analizi,

– Hedeflerimizle ilgili engellerin ve fırsatların ortaya konması,

– İletişim kurallarına ve özellikle empati yapımına önem verilmesi,

– Pozitif yaklaşımlarda bulunulması ama gerektiğinde “Hayır” denilmesi,

– Bilgi ve deneyime önem verilmesi. Teknolojinin kesinlikle göz ardı edilmemesi,

– Belirli adımların atılması için “B Planı” da dahil yol haritasının çıkartılması,

-Gerekli iç ve dış kaynaklı (maddi,manevi) desteklerin sağlanması,

– Kendinize duyduğunuz güvenle, belirlenen aksiyon planının uygulanması,

– Başarıların takdir edilmesi. Eleştirilerde dikkatli ve övgü de açık davranılması,

– Kaydedilen ilerlemeler ve performans değerlendirmelerinin gözden geçirilmesi,

ile yolumuza devam edersek, başarılı olmamamız için bir neden yok diye düşünüyorum.

Kısaca; Yaprak Özer’in “İletişim Masalı” başlıklı yazısının özünde de belirttiği gibi; “Önce ne istediğinizi bilirseniz, sonra kendinizi ve arkadaşlarınızı iyi tanımaya çalışırsanız, daha sonra da; amaç ve hedeflerinizden uzaklaşmadan, işinizi gözlemleyerek ve yol arkadaşlarınıza güvenerek, tüm yol haritası boyunca her rüzgarda savrulmadan yapılanların arkasında durarak gerektiğinde değişmekten ve değiştirmekten korkmadan ilerlerseniz.”

Başarılı olmak, size çok yakışacak demek istiyorum.

Sözün özüne gelecek olursak, Temel Aksoy’un da yazılarında kullandığı şekliyle, Adam Grant’a göre özgün ve başarılı olmanın ilkelerini göz önünde tutmakta fayda var.

“Genellikle özgün ve başarılı insanlar hiç hata yapmayanlar değil aksine en çok başarısızlığa uğrayanlar arasından çıkar. İnsan ne kadar çok girişimde bulunur ve denerse, o kadar çok değişik yol ve yöntemle karşılaşır ve de tamamen özgün bir sonuca ulaşma şansını artırır. Eğer insan, kendinde farklı bir yetenek, farklı bir anlayış, farklı bir ruh görüyorsa, inisiyatif alıp, kendi özgün düşüncesini hayata geçirmenin yollarını aramalıdır. Korkularına rağmen cesaret göstermelidir. Aksi takdirde, içinde bulunduğu durumu onun adına kimse değiştiremez.”

Lakin hareket halindeyken de Heraklitos’un veciz sözlerini daima göz önünde bulundurun.
– Mutluyken söz vermeyin.
– Kızgınken cevap vermeyin.
– Üzgünken karar vermeyin.

Peki, ne verin;
– Zamana kıymet verin.
– Sağlığınıza önem verin.
– Ailenize ve dostlarınıza değer verin.
– İş hayatınıza saygınızı; özel hayatınıza sevginizi verin.
– Bilgilerinizi ve deneyimlerinizi verin, bir insan yetiştirin, ustaların deyimiyle ona ”el” verin.

Simone de Beauvoir’un şu ünlü sözü de kulağınıza küpe olsun:
Dik durmak için bir başkasına güvenmek, yıkılmanın en garantili yoludur…

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »