İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ufukta ışığı olmayan ülkeler kaderine hep mahkum mu kalacak?

İngiltere’de gazetecilik yaptığım yıllarda, Avam Kamarasını izlerken siyaset sahnesindeki iki büyük siyasi partiler Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi arasında ne farkı vardır diye düşünürdüm. Hem birbirleri arasında büyük farklar olmayacak, hem de değişen iktidarlar arasındaki sessiz birliktelik nasıl devam edecek? Bu sorunun cevabını almak için İngilizlerin kim olduklarını anlamak gerekir. Kraliçe tarafından Başbakanlığa atanan iktidar, hükümetini kurar ve icraata başlar.

Bu geleneksel iki siyasi farkına bana göre en mantıklı cevabı İngiliz siyasetinde görev yapmış, şimdiki Başbakan Boris Johnson’un babası Stanley Johnson vermişti. Demir Leydi’nin milletvekili olan baba Johnson, “İki parti arasında birbirinden ayrılmayan tarzı İngiltere’nin çıkarlarıdır. Muhafazakar Parti ekonomisini geliştirmek için risklerin hiç birine bakmaz. Atılan atılımlar halk açısından artık işin içinden çıkılamayacağı anlaşılınca seçimler yapılır ve İşçi Parti iktidara gelir, halkın tansiyonunu alır, yeni beklentiler yaratır. Tutar tutmaz bilemem, ancak ilerlemek için Muhafazakar Parti iktidara gelir ve hayat devam eder.”

Evet, çok basit bir ifade şekli. Bu anlayış kendi ülkemizde de geçerli mi? Yakında Elazığ’da bir deprem yaşadık. Başkentte yıkılan binaların görüntüleri ekranlarda yer aldı. Ne var ki, kasabalar ve köylerde deprem sonunda ayakta kalan evler çok nadir olarak kalmakta. Bu trajedinin sorumlusu biziz. Nerede okursak okuyalım. Yapılan binaların yüzde doksanı gerekli sorumluluklardan çok uzakta. Yapılan binaların mühendislik çerçevesinde yapıldığını gösteren bir emare yok. Çünkü ne kadar demir, çimento, deriz kumu olmayan kum kullanıldığını belirten bir denetim var mı? Yok, yok işte.

Şimdi İstanbul’da 7.5 derecede bir deprem olacağı İçişleri Bakanı tarafından açıklanıyor. O depremde kaç milyon insanın öleceği söylenmiyor. Kader diyoruz. Yıkılan binaların müteahhitlerinin sorumluluğu olmayacak tabi ki. Altına atılan imzaları atan belediye görevlisinin sorumluluğu yok mu? Var ama kim kime dum duma…

Türk ekonomisine baktığımızda gün be gün eriyen bir gücümüz söz konusu.  Öte yandan, yakın bir dönemde erken seçim sözleri şimdiden söylenmekte. CHP de bu erken seçimde iktidara koşacağınızdan söz edilmekte. Halk ile ilişkilerde önemli görev yapmış eski siyasetçiler salonlarda konuşmalar yapmakta. Onların çoğuna saygılarım sonsuz. Ne var ki, İsmet İnönü’nün, Bülent Ecevit’in, Deniz Baykal’ın, Hikmet Çetin’in, Altan Öymen’in ABD’de ikamet eden danışmanı yok. Bu değişim, daha TBMM’de milletvekili bile olmadan Beyaz Saray’da devlet başkanı sıfatıyla ağırlanmasına mı benzemekte. Evet, CHP oylarını şöyle veya böyle artıracak. Ancak, alternatifi olmayan bir siyaset sahnesi içinde yaşamak zorunda kalan bizimkiler ne söylesek bile hiçbir şeyin değişmeyeceği mantığının hep kurbanı mı olacağız?

Bu konuda değişimin ne olduğunu görmemiz gerekir. Değişim sadece dünyada Soğuk Savaş’ın kurbanları olan ülkeleri yeni ihracat olanakları olarak görülecekse, bu o kadar da uzun bir masal değil. Pazarlar savaşı insanların hayatlarının öneminin 1 dolar bile tutulmayan değerler eninde sonunda anlaşılacak olan bir öge olacaktır.

İstanbul’da deprem bekleyeceğiz, öte yandan İstanbul ve Çanakkale’de kanallar açacağız.

Size kanallar üzerine bir hatıra anlatayım; yıl 1981 Devlet Başkanı Kenan Evren. Avrupa kıtasında Ren Nehri ile Tuna Nehri arasında 75 km tutarında bir kanal açıldı. Nehir nakliyatçılığı TIR nakliyatçılığından çok daha ucuz bir taşımacılık yapılacaktı. Nehirlerinin geçtiği ülkeler arasında bir antlaşma yapılmıştı. Avrupa kentleri Kenan Evren’e iki nehirden geçecek nakliyatın Köstence’den gemilerle Karadeniz’i geçip Trabzon’a ulaşacak. Sizleri de bu anlaşmaya üye yapalım. Nakliyatın Anadolu limanı Trabzon olsun dediler. Kenan Evren bu fırsata koskocaman hayır dedi. Ona karşılık 75 km’lik karalın denetimini emekli olan Albayın Genel Müdür olmasını istedi. Ülkeler teklifin ne anlama geldiğini Türk tarafının anlamadığını anlayarak taleplerini yerine getirdi. Ben de bu kanalda Genel Müdür ile Alman ZDF kanalına bir röportaj yaptım. Albayımın sekreteri Ankara Koleji’nde birlikte okuduğumuz bir kız arkadaşım oldu. Zaman geçti. Türk ekonomisi o kadar önemli bulunmadığı için sonuçta sınıf arkadaşım emekli Albayın eşi oldu.

Gördünüz mü, bizim ekonomimiz, Aşk-ı Memnu çerçevesinde devam ediyor. Hayrola; hayır ola.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »