İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sorun plansız büyümek

Geçen hafta KRT’de yayınlanan programımın konuğu Bahadır Altan’dı. Kendisiyle son Pegasus kazası ve havacılık alanındaki temel sorunları konuşma şansımız oldu.

Bazı önemli konu başlıklarını yazıya dökmekte yarar var ama oraya geçmeden önce Bahadır Altan’ı hiçbir anlamlı gerekçe göstermeden işten çıkartanları ve bu karara etki edenleri şiddetle kınadığımı belirtmek isterim. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misaline denk düşen bu karar hiç yakışmamış.

Sayın Altan’ın temel iddiası bu yazının başlığında yer alıyor. Genel bakış itibarı ile sorun plansız büyümek yani İstanbul Havalimanı’nın belki gerekli olduğu ama zamanlama ve yer olarak tartışılır olduğu. Katıldığı bir CNN programında biraz frene basalım deyince, anlaşılan yukarıda kınadığımız birilerinin nasırına da basmış.

Öte yandan “Atatürk Havalimanı şu an itibarı ile tekrar kullanılabilir mi” sorumuza verdiği yanıt, hayır şeklindeydi. Sebep her iki limandaki pistlerin açıları itibarı ile havada yaratacağı sorunlar. Atatürk Havalimanı’nı kullanabilmek için mevcut pistlerin yer değiştirmesi gerekiyor.

Söz pistten açılmışken eklememiz gereken bir diğer eleştiri konusu, İstanbul Havalimanı 4 yılda bitirilirken, Sabiha Gökçen’e ikinci pistin neden 5 yıldır hala yapılamadığı, mevcut pistin her gece belli saat aralıklarında bakıma alındığı. Hatırlarsanız bu durum pist yorgunluğu kavramı ile anlatılmıştı.

Komplo teorisi itibarı ile bakalım. Sürekli Pegasus pistten çıkıyor, amaç bu hava yolu şirketini zora sokup, uçuşları İstanbul Havalimanı’na ve THY’ye çevirmek mi diye sorguladığımızda, verilen cevap bundan önceki çok kötü hava koşullarında İstanbul Havalimanı’na iniş gerçekleştiren 5 THY uçağının da sert iniş yapmak zorunda kaldığı, bunlardan bir tanesinin gövde hasarına uğradığı şeklindeydi. Her nedense bu uçaklarla ilgili hiçbir haberin medyada yer almaması da ilgi çekici.

Bir diğer önemli husus pilotaj hataları ile ilgili, gerçi Sayın Altan bu konuda herhangi bir beyanda bulunmasa da, yaptığım incelemeler sonucunda bu yazının başlığı ile örtüşen başka bir gerçekle daha karşılaştım. Normalde bir pilotun birinci kaptan ya da tecrübeli kaptan olabilmek için doldurması gereken uçuş saati 4 bin 500 saat ama hızlı büyümenin sonucunda yeterince tecrübeli pilot kalmayınca, bu rakam 3 bin 500 saate düşürülmüş. Korkarım pas geçmeyip sert iniş yapan pilot kardeşimiz de henüz 4 bin 500 saati doldurmayanlar kategorisinde yer alıyor.

Kule hatalı mı? sorgulamalar devam ediyor ama her nedense aklıma her konuda olduğu gibi liyakat meselesi geliyor.

Tekrar pilotaj meselesine dönecek olursam, çok ilginç bir değerlendirme ile de karşı karşıya geldik ki hani zurnanın son deliğinden çıkan zart sesi gibi. Meğerse uçak üreticilerinin en sevdiği uçak kazaları pilotların öldüğü kazalarmış. İşi pilotaja bağlamak en karlı senaryo olduğu için. Hatta bir pilotun ölmediği uçak kazasında, kara kutunun değiştirildiği rivayetleri de var.

Ama bütün bunları okuyup da uçaktan korkmayın. Kendi adıma Sabiha Gökçen’den ya da bir türlü sevemediğim İstanbul Havalimanı’ndan evime kadar geçen karayolu trafiğinde karşı karşıya kaldığım kaza riski, uçak yolculuğumda karşılaştığım kaza riskinden milyon kere fazla.

Bahadır Altan’ı daha yakından tanımak ve anlamak için tavsiyem, Saint Exupery’yi bir daha okuyun.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »