İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sinan Aygün

Bir gün Sinan Bey ile ilgili bir yazı yazacağımı hayal bile etmezdim ama içine girdiğimiz haftanın en önemli polemik konusunu, kendisinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile yaptığı tartışma oluşturunca, eski anılar bir anda hafızamda canlandı.

1990’lı yılların son günleri, Finansal Forum gazetesinin araştırma müdürü ve köşe yazarı olarak çalışıyordum. Hafta sonu, bir ekonomi gazetesinde çalışan muhabir arkadaşlar için en kötü iki gün. Birden arkadaşlardan biri heyecanla yanıma geldi, “Abi çok önemli bir açıklama var, bunu manşet yapalım.” dedi. Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün Türkiye’de kayıt dışı çalışan yüz küsur bin hayat kadınının Türkiye ekonomisinde yol açtığı vergi kaybını hesaplatıp kamuoyunun bilgisine sunuyordu. “Rakamlara nasıl güveneceğiz?” diye sorunca, “İnanmıyorsan git say diyorlar abi” cinsinden bir cevap aldım. Doğal olarak bu araştırma gazetemizin manşetinde yer almadı.

Sinan Bey her hafta cumartesi günü böyle garip bir araştırma sonucunu açıklar, haber bulamayan ekonomi sayfalarında kendisinin yer almasını sağlardı.

Yıllar sonra bir televizyon programında kendisi ile tanışma fırsatı buldum. İkimiz de Hulki Cevizoğlu’nun konuğuyduk. Hoş, biraz eşitsiz bir konukluktu benimki. Hulki Bey Sinan Beyl’e birlikte olup beni rezil etmeye çalışıyordu. Konu, doğal olarak gümrük birliği. O sıralarda adım 1/95 Can’a çıkmıştı. (Gümrük Birliği bir anlaşma ile değil 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararı ile tesis edilmiştir.) Sinan Bey konuşmasına, sanki ben yapmışım gibi Gümrük Birliği Anlaşması’nın müsebbibi sensin mealinde başlayınca, karşımdaki rakibin çok zayıf olduğunu anlayıp, rahatlamıştım. Neyse uzatmayalım, saatler geçtikçe savundukları argümanlar teker teker çöktü. Hulki Bey Sinan Bey’e çok sinirlendi. Ne de olsa dersini çalışmamış, işi hamasete bindirmekten başka bir şey yapamayarak programının planlandığı gibi yürümemesine neden olmuştu.

Ertesi sabah Ankara’dan İstanbul’a döndüm. Otobüsle havaalanından Şişhane’ye geldim. Üstümdeki adrenalini atmak için Taksim’e kadar yürümeyi tercih ettim.

Tam Odakule’nin önünde önümü iri yarı bir temizlik görevlisi kesti. Elindeki eldiveni çıkartmaya başlayınca doğrusunu isterseniz korktum. Hani Gümrük Birliği savunucuları ve karşıtları diye ikiye bölünmüş bir toplumsal dokumuz vardı ya o yıllarda. En azından yüzümün ortasına bir şamar yiyebilirdim.

Temizlik görevlisi hararetle elimi sıktı.“Hocam, sabaha kadar sizi izledim, Gümrük Birliği ne demekmiş, ne dememekmiş, sayenizde anladım. Size çok teşekkür ediyorum.” dedi.

Hayatımda aldığım en büyük armağan budur. Bu armağana vesile olduğu için sayın Sinan Aygün’e teşekkür etmeyi bir borç bildim.

Umarım bundan sonraki hayatında dersine daha iyi çalışır. Hani yaptığı basın açıklamasını başından sonuna kadar izledim. Pek ikna olmadım.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »