İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Savaş değil operasyon

Aslında bugün itibarı ile yazmayı planladığım ana konu başlığı Brexit senaryolarıydı ama içinden geçtiğimiz koşullar doğal olarak hepimizin zihnini fazlasıyla meşgul eden Fırat’ın Doğusu ya da Barış Pınarı operasyonu/harekatı konusunu irdelememize neden oluyor.

Öncelikle hemen altını çizelim, sahadaki operasyon devam ederken kendimizi eş zamanlı olarak yoğun bir karalama kampanyasının içinde de bulduk. Özellikle aşikar sermaye ve kendi devletlerinin güdümündeki uluslararası basın, Türklerin Kürtlere karşı savaş açtığı iddiasını sürekli tekrar ediyor. Uluslararası hukuk çerçevesinde “savaş” iki ya da daha çok devletin düzenli orduları aracılığı ile aralarındaki durumu tanımlar ve bu bağlamda da savaş hukuku geliştirilmiştir.

Bu operasyonda düzenli Türkiye Cumhuriyeti devletinin karşısında düzenli bir devletin ordusu bulunmamaktadır. Yapılan operasyona savaş demek, PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurduğunu kabul etmekle eşdeğerde olur ki; kabul edilemez.

Operasyon ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili hayallerine son vermiştir. Türkiye sınırında kurulacak tampon bir Kürt devleti ile esas itibarı ile İsrail’in çıkarlarına hizmet etmek hayalinin bir anlamda rafa kalkması, operasyon alanından ziyade diplomasi alanında çok daha büyük uğraşlar vermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır. Türkiye bu anlamda Türkiyesiz bir Suriye çözümünün olamayacağını net bir şekilde ortaya koymuş ve elini güçlendirmiştir. Esas olan sahadaki kazanımın masa başında da kazanıma dönüştürülmesidir. Astana sürecinden sonra Cenevre süreci bu anlamda büyük önem taşımaktadır.

Bu arada BM Genel Kurulunda Türkiye ile ilgili olarak BM Antlaşması madde 51 hakkımızı elimizden almaya yönelik karar tasarılarının iki defa veto edilmesi (birinci tasarıda ABD ile Rusya hatırlayabildiğim kadarı ile ilk defa aynı cephede el kaldırmış, ikinci tasarıda sadece Rusya veto kartını göstermiştir) ülkemiz adına büyük bir kazanımdır. Ancak her iki ülkenin hareketlerinin temelinde kendi beklentilerinin yattığını asla unutmamak gerekir. Uluslararası ilişkilerin günümüzdeki inişli çıkışlı görüntüsünde ülkeler anlık çıkar analizleri temelinde hareket etmeye devam edeceklerdir.

Operasyonun belki de en önemli kazanımı takkenin düşüp kelin gözükmesidir. Yıllarca çıkarlarını büyük bir kararlılıkla savunduğumuz başta Filistin olmak üzere Arap Birliği ülkelerinin Türkiye’ye yönelik söyledikleri, herhalde bu ülkelere yönelik bütün dış politikamızı yeniden gözden geçirmemiz konusunda ciddi bir kayıt niteliğinde devlet hafızamız içindeki yerini alacaktır.

Son olarak ekonominin ön plana çıktığı bir süreçten geçeceğimizi de unutmamak gerekir. Dış dünyanın operasyon sahasına fiziki olarak müdahale edemeyeceği giderek netleşmekle birlikte, başta ABD olmak üzere ekonomimiz üstüne savrulan tehditleri ciddiye alıp, gerekli önlemleri almalıyız. Bu noktada da toplum desteği için kurumlara duyulması gereken güveni zedeleyecek gereksiz adımların önüne geçmek günümüz vatanseverlik koşullarının başında gelmektedir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »