İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Karmakarışık

Olanı biteni günlük olarak değerlendirme çabasındayız. Ah o eski günler, meğer değerlendirme yapmak ne kolaymış vurgusu yapmadan geçemiyoruz. Herkesin kampı belliydi ve verilen demeçler o günün kampında yer aldığınız role göre belliydi.

Erdoğan ve bir sürü lider (toplam 11) Libya’daki ateşkesi görüşmek için Alman Şansölyesi Merkel’in davetlisi olarak Berlin’de dün biraya geldi. Yaklaşık 4 saat süren toplantının ardından yapılan açıklamalara bakılırsa iyi niyetin ötesinde fazla somut bir sonuç yok. Merkel’in açıklamalarına göre “Tarafların silah ambargosuna uymaları bekleniyor ve toplantıya katılan tüm taraflar ateşkesi destekleme taahhüdünde bulundu.”

Fazla ütopik ve iyimser bir ifadeyle ve yine fazlasıyla diplomatik üslupla söylenmiş sözlere bakarsak, Berlin sürecinin ne kadar başarılı olduğu vurgusunu yapabilir, tarafların Cenevre’ye Libya’da kalıcı barış için ne kadar hümanist öngörülerle oturacağını tartışabiliriz.

Maalesef reel politik gözüyle analiz yapmaya gittiğimizde hümanizmin yerini çıkarların aldığı gerçeği ile karşı karşıya geliyoruz. Ha, bu arada bu satırların yazarı için tek çıkar insan yaşamının doğal akışı içinde son bulmasıdır ama ne gam, işin içine devlet politikaları ve çıkarları girdiği andan itibaren, insan hayatlarının sürdürülebilirliği ne yazık ki, ikinci plana itilebiliyor.

Reel politik ve olan biten karşısında Türkiye’ye dönersek.

Malum, bizim için esas olan Doğu Akdeniz’de bir tür “fait accompli”ye (oldu bittiye) gelmemek için uluslararası kabul edilmiş hükümetle imzalanan, ismi ne olursa olsun kıta sahanlığının karşılıklı tanınması anlaşması. Yani Libya’nın meşru hükümeti ile yaptığımız anlaşma.

Peki bu anlaşmayı korumak için ne yapmalıyız?

Sadece meşru (BM tarafından kabul edilen) hükümetle ilişkiler yeterli mi? Yoksa gayrı resmi de olsa Hafeetr’le de ilişki kurmak zorundayız?

Eğer ulusal  çıkar, herkesle yüz yüze ilişki kurmayı gerektiriyorsa o ilişki kurulur.

Moskova sürecinde masada güçlü olan bizdik, Berlin’e gidince gücümüz zayıfladı. Cenevre’de gücümüzün ne olacağı tartışmalı.

Dış politika aşk nefret, onur, gurur ilişkileri üstüne ya da ideolojik saplantıların üstüne kurgulanamaz. Gerçekler ve gerçekçilik belirleyicidir. Umarım olgulara bu evrensel yaklaşım temelinde bakarız.

Bu arada Kanal İstanbul için hazırlanan ÇED raporunun bilmem kaç bin saymasında yer aldığı iddia edilen Saros’da yapılacak 5 kilometrelik kanal da varsa, kimin hangi şantajların gölgesinde o masalara oturduğunu da ayrıca sorgulamalıyız.

Evet, başlık da anlatmaya çalıştığım gibi. Karmakarışık.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »