İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Her derde DEVA mı?

Nihayet bu sabah FOX TV’ye katılan Ali Babacan partisinin kuruluşunun 11 Mart Çarşamba günü açıklanacağını ifade etti. Çarşamba’ya kadar ismi saklı kalmak kaydıyla anladığımız partinin adı Demokrasi ve Atılım Partisi, kısa ifadesiyle DEVA olacakmış. İsim konusunda, en azından çarşamba gününe kadar, ben söylenenlerin yalancısıyım.

Söylenecek pek çok şey ve yapılacak eleştiriler sınır tanımaz olmak kaydıyla kendi düşüncemi hemen ortaya koyayım. Daha önceleri neredeydiniz Sayın Babacan. Eleştiri konusu yaptığınız bir sürü konu başlığını (bu konuda kendisiyle tamamen hem fikir olduğumu da belirtmem gerekiyor) makamınızda otururken neden göz ardı ettiniz?

Neyse, pozitif düşünmeye çalışalım.

Babacan’ın hareketi, Özal’ın meşhur dört eğilimini bir araya getirme çabasını anımsattı. Bir araya getirebilirse ve ekonomik gelişim vaadine kitleleri ikna ederse önemli bir oy alabilir. Bu durumda hemen iktidara aday olmasa bile, olası bir koalisyon sürecinde önemli bir figür haline dönüşebilir. Bu olasılık da iktidar cephesinde kendine çeki düzen verme yaklaşımına yol açabilir.

Babacan ile iki konuda fikirlerimiz tam uyuşuyor.

Hukukuna güvenilmeyen bir ülke ekonomik sorunlarını aşamaz. Bugün için dünyada fazlasıyla bol olan para arzının Türkiye’ye gelmemesinin ardında yatan ana gerekçe, Türkiye’deki hukuka karşı güvenin giderek erozyona uğramasıdır. İki gazetecinin tutuklanması sadece basın özgürlüğüne karşı bir hamle değil, ekonomik faturası ağır bir eylemdir. Dünya tanınırlığı çok daha fazla olan Osman Kavala’dan bahsetmiyorum dahi.

İkinci olarak Başkanlık sisteminin yürümediği aşikar. Bürokrasinin bakandan, bakanın Cumhurbaşkanından talimat gelmeden parmaklarını oynatmadığı gerçeği ve tek bir kişinin her işe ayıracak vaktinin olmadığı olgusu bağlamında işler yürümemektedir. Öte yandan Cumhurbaşkanının hangi sözü AKP Genel Başkanı sıfatıyla, hangi sözü de Cumhurbaşkanı sıfatıyla beyan ettiği kafaları karıştırmaktadır. Özellikle son polemikte Sayın Cumhurbaşkanı CHP Genel Başkanını hedef alan sert sözleri eğer AKP Genel Başkanı sıfatı ile söylemişse bir nebzede olsa belki kabul edilebilir. Ama eğer Cumhurbaşkanı sıfatı ile beyanda bulunmuşsa, Cumhurbaşkanının tarafsızlığı kavramı çerçevesinde kabul edilemez.

Polemiği devam ettiren Sayın Engin Özkoç’un da bu durumda herhalde bir düzeltme yapması, sarf ettiği sözlerin muhatabının Cumhurbaşkanı değil, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan olduğu doğrultusunda bir açıklama yapması gerekir.

İşte bu noktada Sayın Babacan ile görüşlerimiz örtüşmekte, bu tür sorunlardan çıkmanın tek yolunun Başkanlık sisteminden ayrılıp, parlamenter demokratik sisteme dönmekten geçtiğidir.

Umarım eğer bir gün tekrar sorumlu makamlara gelirse, ciddi sorunların çözümünde DEVA olabilir. İzleyip göreceğiz.

Son sözü 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü için söyleyelim. Ben bu günü oldum olası kutlamam. 8 Mart 1857’de çalıştıkları fabrika kapısının kapalı tutulması nedeniyle yanarak can veren 120 kadının anısına 1910 yılında sosyalist kadınlar tarafından ilan edilen dünya emekçi kadınlar gününün kutlanacak bir yanını göremiyorum. Kutlamak kavramı olumlamak yönünde olduğu için, her kutlarım ifadesinde sanki ne iyi oldu da kadınları yakmışlar gibi bir saçma bir yaklaşımın izini görüyorum. Bence 8 Mart hariç bütün yıl boyunca kadınları baş tacı edelim ama giderek ticari hale dönüştürülen kadınlar gününü kutlamayalım, aksine lanet ederek analım.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »