İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Güzel insanlar merhaba

İlginizi çekebilir

Sonbahar çoğu kez insan hayatında bir hüzün yolculuğunun başlangıç noktası olarak bilinse de; yeniliklerin, kabuk değiştirmenin, zorluklara karşı hazırlıklı olmanın bir döngüsü şeklinde yaşanıyor. Zaten hayatımıza da yenilikler, kabuk değiştirmeler ve zorluklara göğüs germe gayreti renk katmıyor mu?

Sürprizler ise zaman zaman rotamıza yön veriyor. Değerli dostum Ertan Acar’ın davetiyle, bugüne kadar sözün gücünü bilgi ve tecrübesiyle birleştiren değerli yazarların yanında yetişmiş bir kardeşiniz olarak, bu adreste uzun soluklu olmasını temenni ettiğim bir yolculuğa başlıyorum.

Artık sık sık buluşacağız. Hayatın içinden, sosyal ve ekonomik gelişmelerden, kangrene dönmüş meselelerden ve övgüyü hak ettiği halde unutulmaya terk edilen güzelliklerden söz edeceğim. Yeri geldiğinde sizlerin sesi olacağım, yeri geldiğinde sorularınıza bilgimle rehberlik etmeye gayret edeceğim. Tadında eleştirilerle gündemi değerlendirirken, kamunun menfaatini de gözetleme görevini göz ardı etmeyeceğim. Bu bilinci taşıyan tüm meslektaşlarıma da kolaylıklar dileyerek, ‘Bismillah’ diyorum.

Para hariç bir çok kavramın değersizleştirildiği günümüzde, sözü yerinde söylemek ya da yazmak insanı bin adım öteye götürebiliyor. Tersini ise hiç söylemeye gerek yok. Çünkü çevremiz böyleleriyle dolu.

1980 ve 90’lı yıllar Türkiye’nin zenginleşmeye başladığı bir dönem olarak hatırlanır. Ülkemizin dışa açılımında rol oynayan siyasetçiler kadar iş dünyası da o yıllarda temellerini attıkları ilişkiler sayesinde şimdi dünyada adından söz edilen holdinglerle anılıyorlar.

Bir çoğunun yol haritasında ise para yeni adımlar atmak için kazanılması gereken bir araçtı. O yıllarda, itibarlarını kazandıkları paranın önünde tutanların kamuoyu tarafından da sevildiğini de biliyoruz.

‘Para başarının mükafatıdır’ diyor rahmetli Sakıp Sabancı. Halk adamı olan Sakıp Ağa, 1985 yılında aynı adlı basılmış olan kitabında, vatandaşlara, günümüz girişimcilerine ve iş adamlarına nice öğütler sıralıyor. Türkiye’nin zorlu şartlarında sanayici kimliği ile üretmeyi, kalkınmayı ve paylaşmayı bilen bir sanayicinin verdiği şu mesajlar herkesin kulağına küpe olmalı: ‘Para, bir ödeme ve tasarruf aracıdır, kıymetin ölçüsüdür. Para kazanmak için yaşamayın, yaşamak için para kazanın…’

Şimdi her birimiz bu cümleleri koca bir kartona yazıp, aynanın karşısına geçerek sesli bir şekilde okumaya başlasak acaba ses tonumuz, yüz ifademiz ne hal alıverir? Çoğunuz günümüz koşullarında bu gerçeği kabullenmeyebilir. Çünkü, parayı yaşamak için değil öncelikle kazanmak için yaşıyoruz. Kıymetin ölçüsünü itibarla değil sadece ve sadece para ile yapıyoruz.

Dahası tasarruf nedir bilmiyoruz. Herkes nasıl kazanıyorsa benzerini yaparak kazanmak istiyoruz. Yenilikleri kopyalayarak bir şeyler yapıyormuş gibi adım atıyoruz…

Dahası hazmetmeden koşturuyor, hamd etmeden nefesleniyoruz. Sonuçta, yaptığımız işin ne bereketi kalıyor ne de güzelliği.

‘Yemek tarifi yapar gibi para kazanmanın tarifi yapılmaz’ diyen Sabancı’nın bu öğüdünü ‘Bereket nedir bilmeden ve hamd etmeden paranın kıymeti ortaya çıkmaz’ sözleriyle tamamlamak istiyorum. Sözün özü; insan olmamız paradan önce gelmeli ki, para geldiğinde işe yarasın.

Şu dünyaya çıplak gelip çıplak giden insanoğlu için para ne zaman bir ilah gibi gösterilmezse, sanırım o vakit hepimiz için ‘önce insan olmak’ gerçek bir değer haline gelecektir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.
Translate »