İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Empas



Briç oynamayı sevenlerin korkulu rüyasıdır empasa girmek. Arada kaldınız mı, eldeki yüksek koz gider, rakibiniz ya oyunu kazanır ya da size kaybettirir.

2019 yılının önemli gelişmelerine göz atınca nedense sürekli empasa giren bir iktidar anlayışı ile karşı karşıya gelindiği hissine kapıldım. Dilerseniz bu durumu siyasette akıl tutulması diye de adlandırabilirsiniz.

31 Mart 2019 yerel seçim sonuçlarından hoşnut olmayan iktidar cephesi, özellikle İstanbul’u kaybetmenin paniği ile ve özellikle Ali İhsan Yavuz’un “Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu!” sözleriyle seçimin yeniletilmesi için YSK’dan istediğini aldı.

23 Haziran 2019’da yenilenen seçim, iktidar için ağır bir hezimet anlamına geldi. 13 küsur bin oy farkı 5 yıllık bir “şaibe” mottosu ile anlatılabilecek iken, 806 bin küsur oy farkına diyecek hiçbir şey kalmamıştı. İktidar kendisi için açık kapı bırakmamış, kendi kendisini empasa sokmuştu.

Benzeri gelişmeleri yılın son günlerinde de yaşamaya başladık.

Kanal İstanbul tartışması giderek önemli bir protesto hareketine dönüşmeye başladı. Bazı yazarlar bu gelişmeyi Taksim Gezi Parkı eylemleri ile özdeşleştiriyorlar. Ama burada durum bence çok daha vahim. Nihayet Gezi Parkı eylemleri için atıf yapılabilecek bir FETÖ teması vardı ve sonuçta bir gençlik protestosu niteliği gösteriyordu.

Ama burada durum daha vahim. Soğuk ve yağmur altında ÇED raporuna karşı imza vermek için kuyruğa girenlerin yaş ortalaması bir hayli yüksek ve her halde bu imza kampanyası için FETÖ teması hiç gerçekçi değil.

Geçtiğimiz yıl içinde sayın Cumhurbaşkanı’nın ortaya çıkan tepkiler üstüne geri adım attığına kirleten bacalar olayında tanıklık ettik. Ama Kanal İstanbul’da kendisini o kadar ortaya koydu ki; geri adım atması olanaksız gibi duruyor.

“İhaleyi açacağım, kazmayı vurduracağım” söylemi aslında karşısındaki muhalefet bloğunun işine yarıyor, İstanbul’un, hatta Türkiye’nin muhalefet oyları hem artıyor, hem de konsolide oluyor.

Geri adım atar mı?

Çok zor.

Geri adım attığı takdirde bu sefer muhalefetin girişimleri karşısında yenik düşen bir Erdoğan profili ortaya çıkacak. Yani yine empasa giren iktidar cephesi ya da akıl tutulması meselesi.

Peki Sözcü davasına ne demeli?

Her halde aklı başında olup sağduyu ile düşünen herkes, zamanında FETÖ’ye karşı en büyük mücadeleyi veren başta Emin Çölaşan ve Necati Doğru olmak üzere Sözcü yazarlarının FETÖ ile en ufak ilişkide olamayacağını savunur.

Davada verilen cezaların hukuki olmadığına, siyasi olduğuna inananların sayısı çok fazla. Peki bu hukuk garabeti sizce hukuka güveni mi artırıyor, yoksa sadece hukuka değil, siyasete de olan güven erozyonunu daha da mı artırıyor?

Bu noktadaki empas ya da akıl tutulmasının iktidara verdiği zarar önümüzdeki günlerde eğer yapılırsa kamuoyu anketlerinde kendisini gösterecektir.

Büyük konuşmayalım ama ister istemez “mağdur edebiyatı ile iktidara gelenler, mağdur yarattıkları oranda muhalefete düşerler” cümlesi aklımızın bir köşesine takılıyor.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »