İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Eğitimde dönüşüm

En değerli gücün bilgi olduğu konusunda artık hepimiz hemfikiriz. Her ne kadar yeni zenginlik kaynağımız veri olarak anılsa da, miktarı akıl almaz bir hızla artan veri yığınlarından anlamlı değerler kendiliğinden üremiyor.  Bu nedenle ekonomik güç farklarını yaratan ana unsur da artık güncel ve hakim olunabilir bilgi.

Burada güncel niteliği ile dijital dönüşümün getirdiği kolaylıklarla üstel biçimde hızlanarak artan bilgi üretimi ve birikimini vurgulamak istedim. Bu verilere hakim olmak ise, onları analiz edebilmeyi ve en hızlı ve ekonomik biçimde kullanabilmeyi ifade ediyor. Böylece, küresel rekabet yarışı bu yenilenen bilgileri, hızla hayatımıza giren yeni teknolojilere dönüştürüyor.

Son beş yılda yaşadığımız değişim, ondan önceki elli yıldakinden fazla ve bu yüzden planlamada kısa, orta ve uzun vade kavramlarının süreleri de giderek kısalıyor. Birçok alanda uzun vade tanımı 1-2 yıla düşmüş durumda. Ötesini tahmin etmek zor. Giderek de kısalıyor bu tahmin edilebilir alana girebilen süre ve bu izlenmesi güç değişime uyum çabaları hayatımızın ana fikri haline geliyor, geldi.

Hal böyleyken, hala bir insanın ilk yirmi yılında, hayatının daha sonraki elli yılına yetecek bilgilerle bezenmesi mümkün mü? Bir asır önce ve daha öncesinde bu mümkündü. Gençlik yıllarında bir meslek edinen, aldığı diplomanın temsil ettiği bilgilerle bütün ömrü boyunca çalışabilir fayda sağlayabilirdi.

Bugün ise fayda üreten her kuruluş, bünyesindeki elemanlara giderek artan sayıda eğitim programları tasarlamak uygulamak zorunda kalıyor.

Bu konuda son derece ataletli olan ilk, orta ve özellikle yüksek öğrenim kurumları, ihtiyacı karşılamaktan giderek uzaklaşıyor. Bu nedenle bugün ileri gelen sanayi kuruluşları yavaş yavaş kendi küçük akademilerini oluşturmuş ve eğitimi meslek süresince çalışanlarına sunmak üzere organize etmeye başlamış durumdalar. Yüksek öğrenimin sağlayamadığı çok disiplinli kavrama ve çalışma becerisini çalışanlara sunulan çok yönlü ve konulu seminer programları ile tamamlamaya gayret ediyorlar. Bu konuda geri kalan kuruluşların artık rekabet ortamını kaybedecekleri açıktır.

Bu hususlar bütün ülkeler için geçerli ancak bizde, özellikle daha da büyük atılımlara ihtiyaç var. Öncelikle milli özelliğimiz olan, soru sormaktan hoşlanmama, hata yapıp küçük düşme korkumuzu ilk öğretimden başlayarak yenmemiz gerektiği görüşündeyim. Çünkü öğretici olan yanlışlar ve hatalardır. Nasıl bir yabancı dili öğrenebilmek için uzun zaman yanlış, hatalı olmasına aldırmadan konuşmaya çalışmak gerekiyorsa, diğer her alanda da cahilce olması tedirginliğinden arınmış, soru sormaya çalışan bir nesil yetiştirmek gerekiyor ve bu en baştan eleştirel yaklaşımla verimi artmış öğrenme sürecini bütün ömrümüze yaya bilmeliyiz.

Kanımca, eğitim artık çalıştığımız kuruluşların senede birkaç kere sunduğu eğitim seminerlerinin ötesinde, her haftamızın, ya da günümüzün programlı bir parçasını oluşturan sürekli ve zorunlu bir sürece dönüşecektir.

Burada ilk ve orta öğretim yanında üniversite kurumunun da önemli değişimlere ihtiyacı olduğu muhakkak. Çok disiplinliliğe neredeyse yarım asır öncesinden ihtiyaç duyulmaya başlandı. Bunun gereği yeni birimler, öğretim alanları, çift ya da çok ana dal programları uygulandı. Kanımca üniversite eğitimi, özellikle lisans düzeyinde, giderek çeşitlenen uygulamalı alanlardan çok temel bilimlerde yoğunlaşarak evrilecektir. Kaliteli temel eğitim işin olmazsa olmazıdır. Ancak tek bir temel bilim değil, matematik, fizik, kimya ve biyolojisinden, sosyal bilimlere, güzel sanatlara, edebiyata kadar uzanan bir yelpazede çok yönlü eğitilmiş olmaya ihtiyacımız var.

Bunun ötesindeki lisansüstü eğitimin mutlaka endüstri ile birlikte yürütülmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde üniversitelerin yükü dengelenecek ve öğrenciler daha güncel ve yaşayan bilgilerle donatılabilecektir. Endüstrinin artık lokomotif işlevi yüklenmiş KOBİ’leri gibi, eğitimde de endüstri kaynaklı ve üniversite destekli çok satı da irili ufaklı akademi organizasyonu ön plana çıkacak gibi görünmektedir. Bu akademilerde doğrudan endüstri ar-ge proje yöneticileri eğitmen görevini üstlenebilir. Dersler, güncel problem aşamalarının öğrenci ve eğitmen ortak akıl çalışmalarıyla çözülmesi şeklinde gelişebilir.

Her birimizin hem öğrenci hem öğretmen olmak zorunda kalacağımız bu sürekli öğrenme ortamında, özellikle ileri yaşta çok deneyimli öğretmenlerin yanında, z ya da alfa kuşağının genç, dinamik, heyecanlı temsilcilerinin öğretebilecekleri çok şey olacaktır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »