İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Deprem gerçeği ve İstanbul sakinlerinin deprem algısı

Değerli Finans ve Ticaret Türkiye okurları, sizlere ulaşacağım ilk yazımda İstanbul’un yakın zamanda gündemine oturan “Deprem Gerçeği”’ni ve bu gerçeğin İstanbul sakinleri tarafından nasıl algılandığını ele almak istedim.

Deprem gerçeğini ortaya koymak amacı ile ilk aşamada Türkiye’nin üzerinde bulunduğu Türkiye coğrafyası ve bu coğrafyayı etkileyen depremler MÖ.2100 ile M.S.1899 yılları arasında ve 1900-2019 yılları arasında olmak üzere sayı, yer ve büyüklük bağlamında ele alındı.

İkinci aşamada ise 2010 yılında İstanbul’da 1837 kişi ile ve 2015 yılında Fatih İlçe’sinde 874 kişi ile gerçekleştirilen araştırmalarla da depremin kentsel sorun algısındaki yeri ortaya kondu.

Üçüncü ve son aşamada ise gerçek durum ve kent sakinlerinin gerçek durumu değerlendirmeleri arasındaki çelişkiler analiz edildi.

Üzerinde yaşadığımız Türkiye coğrafyasının yüzyıllardan bu yana yıkıcı nitelikte depremler ürettiğini bilmekteyiz. AFAD’ın tarihsel depremler veritabanında kayıtları bulunan en eski deprem kaydı M.Ö. 2100 yılında Doğu Girit’te meydana gelen 10.0 büyüklüğündeki depremdir. M.Ö. 2100 ile M.S. 1899 yılları arasında Türkiye coğrafyasını etkileyen 1169 depremden 1060 tanesi 4.0 ve üzeri şiddettedir. Bu depremlerden 109 tanesinin şiddeti belli değil iken 6.0 ve üzeri şiddette meydana gelen depremlerin sayısı 833’tür. Yine aynı dönemdeki bu 1169 kaydın 191 tanesi İstanbul ve yöresi ile ilişkili olarak tanımlanırken İstanbul’la ilişkili depremlerin 143 tanesi 6.0 ve üzeri şiddettedir.

20’inci yüzyılda Türkiye coğrafyası için depremsellik aktivitelerinin devam ettiği bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. 1900-2000’li yıllar arasında Türkiye’de şiddeti 5.5 ve üzeri olan literatürde de hasar yapıcı olarak tanımlanan 130 deprem meydana gelmiştir.

20’inci yüzyılda meydana gelen hasar yapıcı depremlerin maliyeti incelendiğinde tahminen 85.000 insanın hayatını kaybettiği, 600.000 binanın yıkıldığı veya ağır hasar gördüğü karşımıza çıkmaktadır (Şengezer ve Kansu, 2001, Kapsamlı Afet Yönetimi, YTÜ Yayınları).

Bu rakamlar ortalama Türkiye’de her yıl bir tane yıkıcı deprem olacağı beklentisini önümüze çıkarmaktadır.

Son 30 yılda gerçekleşen ve tüm Türkiye’yi korkutan depremler arasında 1992 Erzincan Depremi, 1995 Dinar Depremi, 1998 Adana Ceyhan Depremi, İstanbul’u etkileyen 1999 Kocaeli Depremi ve 1999 Bolu Düzce Depremi ile 2011 Van Depremi, 2011 Van Edremit Depremi, 2017 Bodrum Kos Depremi ile 2019 İstanbul Silivri Depremi ön plana çıkmaktadır.

İncelenen süreçteki deprem aktiviteleri göstermektedir ki Türkiye Coğrafyası yıkıcı depremlere gebe bir coğrafyadır.

Öncelikli olarak insan hayatı ve sonrasında ekonomik hasarları dikkate alındığında Türkiye’nin sürekli olarak depreme hazır durumda olması ve merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin ve halkın ajandasında deprem riskinin ilk sırada yer alması gerekir.

Bir önceki bölümde ortaya konulan deprem gerçeği peki İstanbul’un kent sakinleri tarafından ne kadar önemli bir sorun olarak değerlendiriliyor?

2010 yılında YTÜ Bilimsel Araştırmaları Destekleme Koordinatörlüğü tarafından desteklenen proje kapsamında yürütülen araştırmada anket çalışmasında 1837 kent sakininine açık uçlu olarak “İstanbul’un en önemli beş sorunu nedir?”, kendi imkanlarımızla Fatih İlçesi’nde gerçekleştirdiğimiz bir anket çalışmasında bu sefer kent sakinlerine “Sizce Fatih’in en önemli beş sorunu nedir?” sorusu yöneltildi.

Evet; çizdiğimiz resim İstanbul’un tarih boyunca hasar yapıcı deprem tehdidi altında olduğunu ortaya koyuyor olmasına rağmen, İstanbul’un depreme özellikle de konut stoku ve altyapı bakımından tam olarak hazır olmadığını biliyor olmamıza rağmen, 10 yıl önce İstanbul’u da etkileyen Kocaeli ve Bolu Düzce depremlerine rağmen ve 7 üzeri deprem beklentisinin farklı kanallardan sürekli olarak dillendirilmesine rağmen ortaya çıkan sonuç gayet ilginçti…

İstanbul araştırmasında depremi en önemli problemler arasında belirtenlerin oranı % 0.2, Fatih araştırmasında ise % 0.0’dır.

Gerçek ve kent sakinlerinin gerçeğe bakışı arasındaki fark o kadar açık ve net olarak karşımıza çıktı ki. Ülke olarak deprem olayları gerçekleştiğinde çok çabuk tepki veriyor, yaraları sarmak için bir araya geliyoruz, yazılı ve görsel medya kanalları vasıtasıyla konuyu etkisi geçene kadar 1 hafta ya da 2 hafta gündemde tutuyor ve sonra unutuyoruz…

İşsizlik, çarpık kentleşme, trafik, ulaşım, nüfus ve göç gibi sürekli olarak karşılaştığımız sorunları ilk beş sorunumuz arasında sürekli dillendirilirken, insan hayatını tehdit eden ve elbet bir gün yüzleşeceğimizi bildiğimiz deprem sorununu unutuyoruz…

Deprem gerçeğinin unutulmaması ve onunla mücadele edilmesi gerçekten hayati bir konu…

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »