İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Değişene de değişmeyene de eşit derecede ihtiyacımız var

Otomotiv sektörünün önde gelen kuruşlarından Farplas CEO’su Ömer Burhanoğlu otomotiv sektörünün geleceği, Farplas’ın gelecek dönemlerdeki hedefleri, iş ve öğrencilik hayatı üzerine Farklabs’dan Zeynep Güven Ünlü’nün sorularını yanıtladı. İş yaşamı üzerine önemli değerlendirmelerde bulunan Burhanoğlu,”Yapmaya çalıştığım şey, doğru rol model olarak şirket kültürü ve ekip ruhunu oluşturmak, faydalı insan modeli ile etrafıma katkı ve gelişim sağlamak.” dedi.

“Yeni şeyler denemek o kadar zevkliydi ki harika bir çağlayanda seyahat etmeye benziyordu. Aklıma ne gelirse deniyor, her yenilikte daha da coşuyordum” diyen Ömer Burhanoğlu, Farplas’ta işe başladığı ilk günleri hatırlarken. Böyledir işte. Değişim, belirsizlik, yeni fırsatlar, bazılarını ürkütüp kıyıya köşeye sıkıştırırken, Ömer Bey gibileri çocuk gibi heyecanlandırır.

Bütün bu coşkuya rağmen “herkes değişmek zorunda değil” diye ekliyor: “Herkes değişirse, değişim ya da fark olmaz ki. O yüzden benim yönetim anlayışım da mevcut işleri değişmeyenlerle, yenilikleri değişenlerle yönetmek var. Zaten her ikisine de eşit derecede ihtiyacımız var.”

Ömer Burhanoğlu, 80’lerde Boğaziçi Üniversitesi’nden mühendis olarak mezun olduktan sonra, istediği her yerde çalışabilecekken neden o dönem küçük bir otomotiv firması olan Farplas’ı seçti? Çocukluğu tercihlerini nasıl belirledi? Küçük yaşlarda başladığı fotoğraf tutkusu hayatında ne kadar yer kaplıyor? Değişimi nasıl yaşıyor ve yönetiyor? Farplas’ın vizyonunu yansıtan AR-GE ve İnovasyon merkezi Fark Labs’le ilgili ne hayaller kuruyor? En sevdiği “What is next” sorusuna nasıl yanıt veriyor?

80’lerde, o dönem Türkiye’nin en iyi okulundan, Boğaziçi Üniversitesi’nden makine mühendisi olarak mezun oldunuz ve kendinizi Farplas’ta buldunuz. Sonrasında olaylar nasıl gelişti?

Hakikaten, bankalar, ihracat firmaları, holdingler, herkes peşimizdeydi ama ben büyük bir mekanizmanın içinde dişli olmak istemiyorum, çarkın kendisi olmak istiyorum diyordum. Babam beni onca yıl okutmuş, para harcamış. Artık emeklerinin karşılığını almak istiyordu ama ben yine farklı bir şeyler yapmanın peşindeydim. Bunları babama anlattım. Küçük bir atölyede çalışmak, imalatı öğrenmek istediğimi söyledim.

Yine farklı şeyler yapma peşindeydim, dediniz. Hep mi öyleydiniz?

Küçükken bana Ömer değil, Özel denmesini isterdim. Belki üç erkek çocuklu bir ailede ortanca sendromu, ayrışma isteği, ortanca kelimesine duyduğum antipati, her neyse, ben ortada olmayı, ortalama olmayı hiç kabullenmedim, kendime özel ismini koydum. Farklı olmanın faydalarını o zamandan görmeye başladım! Farklı olma isteği üniversitede de devam etti. Çok farklı kulüplerde faaliyet gösteriyordum: Spor kulübü, fotoğrafçılık kulübü, girişimcilik ruhuyla kurduğumuz motor otomobil kulübü. O dönem herkesin saçı uzun, benimki kısa. Herkes postal giyer, ben sneaker. Herkes parka giyer, ben parlak renkli montlar. Makine mühendisliği okuyordum ama sinema tarihi, reklamcılık, ekonomi, mantık, bilgi işlem dersleri alıyordum. Birbirine benzemeyen yerlerde staj yapıyordum.

“Benim de her alanda yapmaya çalıştığım doğru rol model olarak şirket kültürü ve ekip ruhunu oluşturmak, faydalı insan modeli ile etrafıma katkı ve gelişim sağlamak.”

Ve Farplas’a geldiniz.

Babama imalatta olmak istiyorum deyince, elimden tuttu Yunus Bey’e götürdü. Yunus Bey bana baktı, “ne yapacaksın sen burada” dedi. Babam Yunus Bey’e ilk kredisini veren banka müdürüydü. Şimdi de insan sermayesini getirmişti. Farplas hayatımın en büyük kırılma noktası oldu. Tabii o zaman hiçbirimiz bunun farkında değildik.

Nasıl bir ortama geldiniz?

Ömer Burhanoğlu

İşin başında ama yeniliklere çok açık bir ortamdı. Hem sektör hem de patronaj için geçerli bu. Otomotiv gelişiyordu, plastik sektörü yükseliyordu. Yunus (Büyükuşoğlu) Bey vizyonerdi, Zeki (Büyükuşoğlu) Bey gerçek bir sanayici ruhu taşıyordu. Yeni makine alalım, yeni kalıp yaptıralım, büyüyelim. Kafası böyle çalışıyordu. Yenilikleri peş peşe hayata geçirdik. Su kulesi, organizasyon şeması, performans ölçümü, prim sistemi, optimizasyon, sigara yasağı, ilk kadın işçi, metal ve alüminyum parçaları plastiğe dökme, ithal parçaları yerlileştirme, yeni hammaddeler deneme… O kadar zevkli ve heyecanlıydı ki harika bir çağlayanda seyahat etmeye benziyordu. Aklımıza ne gelirse deniyor, her yenilikte daha da coşuyorduk. İlk maliyet analizi, malzeme ihtiyaç planlaması, proje yönetimi, toplam kalite anlayışı, yüksek teknoloji ürünü makinelere ve robotlara geçiş, kadrolaşma, matrix organizasyon. Rekabeti fiyatla değil yenilikle yapıyorduk. Fuarlara gidiyor, değerler oluşturup bunlara sahip çıkıyor, şirketin duvarlarını bunlarla donatıyorduk.

Nasıl karşılık buluyordu yaptıklarınız?

Yazmak, çizmek bir yere kadar, esas olan örnek olma, rol model olma. Kalıcı ve en etkin yol budur. Benim de her alanda yapmaya çalıştığım doğru rol model olarak şirket kültürü ve ekip ruhunu oluşturmak, faydalı insan modeli ile etrafıma katkı ve gelişim sağlamak. Bir problem varsa çözmek, yoksa yeni bir şey yapmak. Bunların sonuncunda da müşteriyi anlayacağız ve onlar gitmeden bir sonraki durağa gidip orada dükkan açacağız.

O dükkan Fark Labs mi?

Belirli bir evreye kadar inovasyonu kendi içimizde götürdük çünkü otomotiv sadece otomotivdi. Yenilikler malzemede süreçte, üründe, müşteri çeşitlemesinde coğrafya değişikliğindeydi. Ne zaman ki dijitalleşme ile online’a geçiş başladı artık değişim sadece kendi içinde değil, tüm bileşenlerde olmaya başladı. Artık otomotiv tek başına otomotiv değil. Dijital dünyanın bir parçası, hatta önemli bir parçası. Bu farklı dünyada oyun da farklı oynanıyor. Bambaşka bir disiplin farklı tip insanlarla farklı paydaşlarla farklı metotlarla ve farklı ortamda olmak zorunda. İşte Fark Labs böyle bir ihtiyaçla ortaya çıktı.

“Eskiden otomotiv sadece otomotivdi. Ne zaman ki dijitalleşme ile online’a geçiş başladı artık değişim sadece kendi içinde değil, tüm bileşenlerde olur hale geldi. Artık otomotiv dijital dünyanın önemli bir parçası. İşte Farklabs böyle bir ihtiyaçla ortaya çıktı.”

Biraz insanlardan, ekip arkadaşlarından bahsedersek, nasıl insanlara çalışmayı seviyorsunuz? İnsanlarla nasıl çalışmayı seviyorsunuz?

Her yürümek isteyene alan açmak, onlara farklı vizyonlar sunmak, başarmalarından keyif almalarını sağlamak ve hiçbir zaman tatmin olmadan hep daha iyisini yapma arzusunu canlı tutmak en büyük keyfim. Yaptıkları her işte hem firmamıza hem de kendi kariyerlerine katkı sağlayacaklarını hissedecek misyonlar yüklemeyi amaçlarım. Benimle hep aynı fikirde olan, gelişme arzusunu, mücadele ruhunu yitirmiş insanlarla çalışmak istemem. Hep bir amacı olmalı, kişilerle değil işin özüyle uğraşmalı. Sonuç odaklı olmalı, analitik olmalı, rakamlarla konuşmalı, her yaptığı işi özenerek yapmalı, söylediğini yapmalı, fikrini iyi savunmalı, inandığından vazgeçmemeli. Müşteri odaklı, kazan kazan mantıklı, yardım alan yardım veren, kooperatif olmalı. Tek tip prototip tarif etmem çünkü. Bazen işe adam bazen de adama iş bulurum.

Çok farklı karakterler farklı kabiliyetleri bir araya getirip doğru mozaiği bir arada tutmayı iyi beceririm, diyebilirim. Hedeflerime önce kendim inanırım, kamuoyunu oluştururum, önce kilit kişileri ikna ederim, eğer kolay kabul görmüyorsa biraz daha olgunlaşmasını beklerim ama vazgeçmem, sık sık gündeme getirir fayda ve katkılarını anlatırım. Olgunlaştığını anlayınca yaygınlaşması için sistematik hale getirir, benden ziyade her bölüm başının bunu savunmasını isterim. Eğer bu hedefe koşamayacak veya bu değişime karşı çıkan ama işe yarayan çalışanım varsa, onları bu yapının dışına çıkarıp farklı bir modelle (yan sanayi, sözleşmeli, spin off gibi) sistemin içinde tutup yararlarının devamını sağlarım.

Birlikte olduğunuz, birlikte çalıştığınız insanları ekiplerinizi değişim konusunda nasıl motive ediyorsunuz? “Gelecek çok güzel” mesajıyla mı, “birazdan buralarda yangın çıkacak, hemen harekete geçmezsek biz de yanacağız” mesajıyla mı?

Tam olarak ikisi de değil. Önümüzde büyük bir pasta var, ne kadar erken ve bilinçli davranırsak o kadar büyük dilim kaparız, bu nimetten biz de faydalanırız diyorum. Bunu söylerken sadece kendi şirketimde değil tüm ilgili paydaşlara da söylüyorum, ilgili ekosistemin yaratılmasına öncülük etmeye çalışıyorum. Tekil olarak bu hedeflere varmak çok zor. Tabii ki işin ucundaki fırsat kadar tehdidi de göstermek insanları hareketlendirmek için en etkili yollardan biri. O yüzden, eğer önümüzdeki bu pastayı görmezsek bırak pasta yemeyi karnımızı doyuracak ekmek bulamayız da diyorum.

Değişmek ve değiştirmek neden zor?

Bilinmeyene kim gitmek ister! Yaptığı, alıştığı iş varken niye konforunu bozmak ister. Düz insan, hatta ortalama üstü insan, ya istemez ya da sadece ister gibi görünür. Bence herkes değişmek zorunda da değil. Herkes değişirse değişim ya da fark olmaz ki. O yüzden benim yönetim anlayışımda mevcut işleri değişmeyenlerle, yenilikleri değişenlerle yönetmek var. Her ikisine de ihtiyaç var. Teknik olarak ifade edersek, değişim kare dalga ile yani on/off sistemle olmaz, sinüs dalgası gibi geçiş ister.

Sizin en sevdiğiniz soruyu size soralım: What is next?

Hayallerim bitmez ama kalan iş hayatımda iki şeyi yapmak istiyorum: Otomotiv alanında Farplas’ı küresel 1 milyar dolarlık şirketler ligine çıkarmak. Fark Labs ile Türkiye’nin mobilite laboratuvarı olmak, buradan başarılı start up’lar çıkarmak. Doğru insan doğru ekip doğru strateji ile başarılı bir Türk firması hikayesini yazmak en büyük arzum. Cilalı sözler söylemek kolay! Hedeflere kilitlenip onu gerçekleştirmek liderlik, tutku, sebat, değişim ve gelişim ister. Bunları yaparken de, hem bu işi buraya getirenleri unutmadan onları onore ederek, konforlarının devamını sağlayarak, hem de bu misyonu gerçekleştirecek olan ekibin bu işten keyif almasını, gurur duymasını, refah elde etmesini sağlamak hedefimi taçlandırır.

“Fotoğraf tutkum, sadece hep yanımda bana eşlik eden bir makine değil, bir bakış açısı taşıdığımı hissettirdi. Gördüklerimde güzellikleri kadrajlamanın yanında, asıl güzel olanın görebilmek olduğunu fark ettim. Yaşadıklarımın bu bakış sayesinde başka bir anlam kazandığını gördüm.”

Sizinle konuşup fotoğrafçılık yönünüzden bahsetmemek olmaz.

Küçükken de hobilerim diğer çocuklardan farklıydı. Ortaokulda amatör fotoğrafçı babamın makineleriyle fotoğraf çekiyordum. Benden başka fotoğraf çeken bunları karta basıp arkadaşlarıyla paylaşan yoktu. Bu beni diğerlerinden farklı kıldığı gibi, kızlarla da yakınlaştırmıştı. Evdeki karanlık odada kimyasallarla hazırladığım taze banyolarda tab edip rulo kağıttan kestim. Önce ellerimle başladım, gözlerimi zaman içinde kazandım.

Konularım başlangıçta aile büyükleri ve arkadaş portreleriydi. Giderek sokaktaki insanı da keşfettim. Bir milat sayılacaksa, fotoğrafa ciddi anlamda 16 yaşımdayken Zenith marka makinemle çektiğim bir fotoğraf ile başladım diyebilirim. Üniversite yıllarında İfsak, üniversite fotoğraf kulübü, sergiler ve yarışmalarda hayli faaldim. İş hayatına atıldıktan sonra ben ve makinem sadece seyahatlerde faal olabildik. Birçok ülkeyi yeni görüntüler ve yüzler görmek üzere yine birlikte dolaştık.

Fotoğraf sayesinde bakmaktan görebilmeye terfi ettim mi? Bunun kararını ben veremem. Fakat, fotoğraf tutkum, sadece hep yanımda bana eşlik eden bir makine değil, bir bakış açısı taşıdığımı hissettirdi. Gördüklerimde güzellikleri kadrajlamanın yanında asıl güzel olanın görebilmek olduğunu fark ettim. Yaşadıklarımın bu bakış sayesinde başka bir anlam kazandığını gördüm. Anlarımı anlara çevirerek yaşamımı sahiplenmemin yolunu buldum. “Aynı / Ayrı” adlı kitabımı da tutkuya dönüşen fotoğraf hobisi ile beni tanıştırıp teşvik eden, Türkiye’nin ilk fotoğraf kulübü kurucularından sevgili babam Ali Rıza Burhanoğlu’na ithaf ettim.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »